Polis baskısına ve işten çıkarmalara rağmen Migros depo işçilerinin mücadelesi sürüyor

Türkiye’nin önde gelen zincir marketlerinden Migros’a bağlı depolarda çalışan binlerce işçinin ücret artışı ve örgütlenme hakkı için protestoları ve fiili iş bırakma eylemleri, işten çıkarmalara ve gözaltılara rağmen 23 Ocak’tan bu yana devam ediyor.

3.789 mağazası ve taşeronlarla birlikte yaklaşık 63 bin işinin çalıştığı Migros, depo işçilerine yüzde 28 zam yapacağını açıklamıştı. Migros depolarında işe başlama ücretinin 28 bin lira, ortalama ücretin ise 36 bin lira olduğu belirtiliyor. 2026 itibarıyla Türkiye’de aylık asgari ücret 28 bin lira olarak belirlendi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı enflasyonunu yüzde 31, bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise yüzde 56 olarak açıklamıştı.

Bursa'daki Migros depo işçileri protestosu, 24 Ocak 2026. [Photo: DGD-Sen/X]

Taşeron firmalarda çalışan Migros depo işçileri, bağımsız bir taban sendikası olan Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası (DGD-Sen) önderliğinde bu sefalet dayatmasına karşı 23 Ocak’ta yüzde 50 zam talebi ile iş bırakarak protestolara başladılar. Eylemler 10 şehir ve 12 depoya yayılırken ilk günlerde 7500 işçinin 5500’ü fiili greve katıldı.

Depo işçileri düşük ücret ve ağır çalışma şartlarının yanı sıra haftalık çalışma saatleri, fazla çalışma ücreti, hafta tatili, resmî tatiller, yıllık izin, işçi sağlığı ve iş güvenliği gibi yasal haklarının sürekli olarak ihlali ile karşı karşıya bulunuyor. Taşeronlar üzerinden çalışma sektörde oldukça yaygın ve bu sayede firmalar devasa kârlar elde edip bu hak ihlallerini “kurumsal kimliğe” zarar vermeden yapabiliyorlar.

İşçilerin mücadelesinin yaygınlaşması karşısında şirket yönetimi, 26 Ocak’ta depolarda çalışan 7.875 işçinin ana firma kadrosuna alındığını açıkladı ve mücadeleye devam eden yaklaşık 300 işçiyi işten attı.

Migros depo işçilerinin bir kısmı yüzde 50 zam talebi, işten atılan arkadaşlarının işe iadesi ve işkolunun değiştirilmemesi talebiyle eylemlerine devam ediyorlar. İşçilerin işkolunun kağıt üzerinde değiştirilmesi, onları ana firmada bulunan şirket yanlısı Tez-Koop-İş sendikasına üye olmaya zorlayacak.

İşten çıkarılan işçiler depo önlerinde protestolarına devam ediyorlar. İstanbul’da işçiler, şirket sahibi ve önde gelen kapitalistlerden Tuncay Özilhan’ın villasının önüne giderek defalarca protesto eylemleri yaptılar ve haklarını talep ettiler. Bu protestolarda işçiler, polis şiddetiyle karşılaştılar ve çok sayıda işçi birçok kez gözaltına alındı.

Diğer yandan birçok şehirde Migros mağazaları önünde ve içinde dayanışma protestoları düzenleniyor; sosyal medyada sanatçılar ve akademisyenler de dahil olmak üzere yaygın destek açıklamaları yapılırken Migros’a karşı bir boykot kampanyası devam ediyor.

Migros işçilerin kararlı mücadelesi ve nüfusun geniş kesimlerinden aldıkları destek ile sendika konfederasyonlarının sessizliği taban tabana bir zıtlık oluşturuyor. Migros depo işçileri, nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfının feci yaşam ve çalışmalarına direnme çabasını temsil ederlerken, Tez-Koop-İş’in parçası olduğu hükümet yanlısı Türk-İş, Hak-İş veya “muhalif” DİSK konfederasyonları, çıkarları şirketlerle ve devletle giderek bütünleşen ayrıcalıklı bir orta sınıf tabakayı temsil ediyorlar. Sendikal aygıt işçileri kontrol altında tutma, her türden bağımsız girişimi ve sınıf mücadelesini boğma işlevi görüyor.

Bu durum, Migros depo işçilerinin mücadelesinin neden hükümet, şirket ve sendikal aygıt işbirliği ile bastırılmak istendiğini açıklamaktadır. Bu protestolar, kısa sürede Migros ana firması ve sektördeki diğer firmalara yayılma potansiyeline sahip olduklarını gösterdiler.

Migros’un hemen ardından, düşük ücret ve yoğun sömürünün hâkim olduğu sektörde geçtiğimiz haftalarda BİM, ŞOK ve A101 gibi zincir marketlerde de depo işçilerinin iş bırakma ve protesto dalgasına tanık olundu. Trabzon’daki ŞOK deposundaki işçiler, yüzde 27’lik zam oranını reddederek iş bıraktılar. Bu işçilerden 30’unun pazartesi günü işten atıldığı bildirildi.

Migros ana firması perakende ticaret sektöründe faaliyet gösteriyor. Şirket on yıllardır bu işkolundaki sendika olan Tez-Koop-İş ile satış sözleşmeleri imzalıyor. Şu anda da şirket ile Tez-Koop-İş 3 yıllık yeni bir satış sözleşmesi için görüşmeleri sürdürüyor.

İşkolu değişikliğinin ardından, yıllardır depo işçilerini ve taleplerini görmezden gelen Tez-Koop-İş sendikası, ikiyüzlü bir şekilde “Migros’ta taşeron düzen bitti. Depo işçileri kazandı!” başlıklı bir açıklama yayımladı.

DGD-Sen pazar günü X’te yapığı açıklamayla Migros ile Tez-Koop-İş arasındaki işbirliğini protesto etti ve Tez-Koop-İş’in üyesi olduğu UNI Global Union’a bir açık mektup gönderdi. Açıklamada işkolu değişikliği ve farklı bir sendika dayatması için şunlar ifade edildi: “DGD-Sen’i engellemek için şirket, depo işçilerini hukuksuz bir şekilde, mağazalardaki kasiyerlerle aynı işkolu olan ‘Ticaret/Büro’ işçisi olarak yeniden sınıflandırıyor. Bu durum, depo emeğinin yüksek riskli doğasını görmezden gelmekte ve işçileri özel güvenlik korumalarından mahrum bırakarak fiziksel güvenliği şirketin çıkarlarıyla takas etmektedir.”

Açıklamada Tez-Koop-İş’in sadece bir emek polisi olmakla kalmayıp işçilerin sömürüsünde de rol aldığı ifade ediliyordu: “Tez-Koop-İş yönetiminin eski kıdemli bir üyesi olan Veysel Cingöz, işçileri ‘temsil etmekten’, Esenyurt deposunda aynı işçileri sömüren taşeron firmanın sahipliğine geçiş yapmıştır. Bu ilişki, sendika yönetiminin doğrudan tabanın sömürüsünden kar sağladığı bir saadet zinciri gibi işlemektedir.”

Ardından sendika yöneticileri ile işçiler arasındaki derin toplumsal uçuruma dikkat çekildi: “Bir Migros depo işçisi geçen yıl ayda yaklaşık 28.000 TL ($642) kazanırken, Tez-Koop-iş Genel Sekreteri Hakan Bozkurt 500.000 TL ($11.460) maaş almaktadır. Üyeler ekmek almak ve ailelerinin temel ihtiyaçlarını karşılamak için mücadele ederken, sözde sendikanın yönetimi Kuzey Kıbrıs’taki lüks kumarhanelerde kumar oynarken fotoğraflanmıştır.”

DGD-Sen Tez-Koop-İş’i üyesi olduğu UNI Global Union’a şikâyet ediyor, soruşturma başlatmasını talep ediyor ve şu soruyu soruyor: “Depolarda direnen işçilerin yanında mı duracaksınız; yoksa bu kirli tezgahın parçası olan şirket dostu kumarbazların mı?”

Bu sorunun cevabı açıktır. Tez-Koop-İş’in çürümüşlüğü bir istisna değildir, aksine Türkiye’de ve uluslararası ölçekte şirketlerin ve devletlerin bir uzantısı haline gelen sendikal aygıtın sadece bir parçasıdır. DİSK gibi “mücadeleci” olduğu iddia edilen konfederasyonların yozlaşmada sağcı muadillerini gölgede bıraktığı koşullarda, işçilerin mücadeleleri ancak bütün bu sendikal aygıta karşı bir başkaldırı yoluyla ilerletilebilir.

Bunun için işçilerin yeni türde kitlesel taban örgütlenmelerine ihtiyacı var. Üretimin ve tedarik zincirlerinin dünya çapında bütünleştiği ve bu ağlar ile iletişim teknolojileri üzerinden nesnel olarak bileşmiş küresel bir işçi sınıfının ortaya çıktığı koşullarda, tabanın gerçek mücadele örgütleri, iflas etmiş ulusal temelli programlarla değil ancak uluslararası bir sınıf mücadelesi programı temelinde inşa edilebilir. Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ), bu yakıcı ihtiyaca yanıt vermek üzere kurulmuştur.

Loading