ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşı Türkiye ve Azerbaycan’ı içine çekme riski taşıyor

ABD-İsrail’in İran’a karşı emperyalist savaşı bir haftayı geride bırakırken bu canice saldırganlığın NATO üyesi Türkiye’yi ve müttefiki Azerbaycan’ı da içine çekerek genişlemesi riski gündeme geliyor.

4 Mart Çarşamba günü Millî Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre “İran’dan ateşlenip Irak ve Suriye hava sahasını geçtikten sonra Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmat, Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından zamanında angaje edilerek etkisiz hâle getirilmiştir.”

Ordu Taktik Füze Sistemi (ATACMS) [AP Photo/John Hamilton/U.S. Army]

AFP’ye konuşan ismi açıklanmayan bir Türk yetkili, imha edilen füzenin hedefinin “Türkiye olmadığını” söyledi ve “füzenin Kıbrıs Rum kesimindeki bir üssü hedef aldığını ancak rotasından saptığını düşünüyoruz,” dedi. İran Genelkurmay Başkanlığı da Türkiye’deki herhangi bir ABD üssünü hedef almadığını açıkladı.

Buna karşın NATO üyelerinin büyükelçiler toplantısının ardından “İran’dan ateşlenen balistik mühimmatın Türkiye’yi hedef almasını şiddetle kınıyoruz ve Ankara ile tam dayanışma içindeyiz” açıklaması yapıldı. Türk basınında ise “İran Türkiye’ye saldırdı”, “İran İncirlik’i vuracaktı”, “İran Ceyhan petrol hattına füze yolladı” gibi asılsız ve provokatif manşetler atıldı.

Bu olay, Türk hükümetinin İran’a karşı ABD-NATO müttefikleriyle saflarını sıkılaştırması için kullanıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “NATO müttefikleriyle yakın istişare içinde her türlü önlemi alıyoruz ve anında gerekli müdahalede bulunuyoruz. Bir daha benzer hadiselerin yaşanmaması için de uyarılarımızı en net biçimde yapıyoruz,” dedi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise İranlı mevkidaşı Abbas Erakçi’ye, füze konusunda Türkiye’nin tepkisini iletti ve İran’ın Ankara büyükelçisi dışişleri bakanlığına çağrıldı.

Perşembe günü de Azerbaycan’ın Türkiye’ye komşu topraklarındaki Nahçıvan Havaalanı’na insansız hava araçları ile bir saldırı düzenlendiği duyuruldu. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev saldırıyı hemen İran’a yükleyip bir “terör eylemi” olarak nitelendirdi ve orduya “uygun misilleme önlemlerinin hazırlanması ve uygulanması” yönünde talimat verildiğini söyledi.

90 milyon nüfuslu İran’ın kuzeyinde yoğunlaşan Azeriler, en az 15 milyonluk nüfuslarıyla ülkenin en büyük azınlığı konumundalar. İsrail 2025’te toplam petrol ithalatının yüzde 46’sını Azerbaycan’dan yaptı. Bu ham petrol akışının büyük kısmı da Türkiye’den geçen Bakü–Tiflis–Ceyhan Boru Hattı ve Türkiye’nin Ceyhan Limanı üzerinden yapılıyor.

Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı'nın haritası [Photo by Charles / CC BY-SA 4.0]

İran Türkiye’ye ve Azerbaycan’a saldırı iddialarını reddetti. ABD basınına konuşan İran Dışişleri Bakanı Arakçi, “Silahlı kuvvetlerimiz Türkiye veya Azerbaycan’a herhangi bir füze fırlatıldığı iddiasını reddetti. NATO bu füzenin İran tarafından fırlatıldığını söylüyor ancak Türkiye’ye saldırmak için hiçbir nedenimiz yok. Türkiye iyi bir komşumuzdur. Aynı şekilde Azerbaycan’a insansız hava aracı göndermek için de bir neden yok,” dedi.

Türkiye, Azerbaycan ve uluslararası ölçekte işçilerin uyarılması gerekiyor: ABD ve İsrail, İran’a karşı bölge devletlerini doğrudan savaşa sokabilmek için her türlü provokasyonu yapabilirler. Türkiye’nin savaşın içine çekilmesi, NATO’nun 5’inci maddesi uyarınca tüm ittifakı İran’a karşı resmen savaşa sokabilir.

Bu tehlike, NATO yanlısı burjuva muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından bile dile getirildi. CHP Milletvekili Hasan Öztürkmen saldırıların “ABD ve İsrail’in olası sahte bayrak” operasyonu olabileceği konusunda uyarırken “Türkiye’yi İran karşıtı kirli cepheye çekmek ve Türk kamuoyunda İran’a karşı öfke yaratmak için yapmayacakları hainlik yoktur,” diye ekledi.

Ancak ne Erdoğan hükümetinin ateşkes ve müzakere çağrıları ne de CHP’nin uyarıları savaşın yayılmasını engelleyebilir. Türkiye burjuvazisi ve devleti, NATO’ya ve uluslararası mali sermayeye binlerce bağ ile bağlıdır ve emperyalizme karşı tutarlı bir mücadele yürütmekten tümüyle acizdir. ABD-NATO üslerine ev sahipliği yapan ve İsrail’in petrol tedarik etmesine yardımcı olan Türkiye’nin bu savaştaki nesnel konumu, ABD ve İsrail’den yanadır.

Dahası, Ankara’nın ABD’nin emperyalist savaşını ve hedeflerini sekteye uğratacak herhangi bir adım atması, NATO üyesi olmasına bakılmaksızın Türkiye’yi de hedef tahtasına yerleştirebilir. Dünya Sosyalist Web Sitesi Yayın Kurulu’nun açıklamasında belirtildiği gibi, ABD’nin 35 yıldır Ortadoğu’da sürdürdüğü emperyalist savaşlar zincirinin amacı “20. yüzyılda ezilen kitlelerin devrimci ve sömürgecilik karşıtı hareketleri sonucunda emperyalizmin uğradığı yenilgileri geçersiz kılmak ve tersine çevirmek”tir.

Trump yönetimi, egemen devletlerin ulusal burjuvazilerinin çıkarlarının, ABD emperyalizminin çıkarları ile karşı karşıya gelmesi durumda herhangi bir pazarlığa girmeyeceğini; tam teslimiyet ve kukla bir yönetim istediğini Venezuela’da gösterdi. Trump şimdi İran’da “tam teslimiyet” talep etmiş durumda.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından emperyalistler güçler ve vekilleri işgal edilip paylaşılan bugünkü Türkiye toprakları, Vladimir Lenin ve Lev Troçki önderliğindeki Sovyet hükümetinin desteğini alarak 1922’de ulusal bağımsızlık savaşını kazanmış ve sömürgeleştirilmekten kurtulmuştu. Bununla birlikte, Troçki’nin Sürekli Devrim Teorisi’nde parlak bir biçimde açıkladığı gibi, bu “siyasi bağımsızlık” geç kapitalistleşmiş bir ülke olarak onun emperyalizme bağımlılığını sonra erdirmedi. Türkiye 1952 yılında SSCB’ye karşı NATO’ya üye oldu ve Ortadoğu’da ABD emperyalizminin kritik bir müttefiki haline geldi.

Bu askeri-stratejik ittifak ne zaman sekteye uğradıysa ya da tehlikeye girdiyse, Türkiye’de askeri darbelere ve yönetim değişikliklerine tanık olundu. 1960’taki darbeyi 1971’deki askeri müdahale izlerken 1980 askeri darbesi açıkça CIA ile işbirliği içinde yapıldı. Bu darbeyle aynı zamanda 1979 Devrimi ile İran’ın kaybedilmesinin ardından Türkiye’deki emperyalist hakimiyet güvence altına alınıyordu.

Son darbe girişimi, yaklaşık on yıl önce 15 Temmuz 2016’da Erdoğan’a karşı yapıldı. NATO destekli başarısız darbe girişiminin başlıca nedeni, Erdoğan hükümetinin dış politikasının Amerikan ve Avrupalı müttefiklerinin çıkarlarıyla giderek çatışmaya girmesiydi.

Ankara ABD’nin Suriye’deki rejim değişikliği savaşını coşkuyla desteklemekle birlikte, Suriye’deki Kürt milliyetçi güçlerinin Pentagon’un başlıca vekil gücü haline getirilmesine uyum sağlayamadı. Bir Kürt devleti olasılığı, büyük bir Kürt nüfusuna sahip olan Türkiye’nin egemen seçkinleri için kabul edilemezdi. Ankara buna ABD-NATO ile Çin ve Rusya arasında manevra yapma politikasını hızlandırarak yanıt verirken Washington’ın tepkisi Erdoğan’ı öldürme girişimini de içeren bir darbe oldu.

Darbenin bastırılmasının ardından Türkiye Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri satın alırken, 2017 yılında ilk Trump yönetimi sırasında ABD Kongresi Türkiye’ye CAATSA yaptırımları uyguladı. Bugün S-400’ler ABD’nin baskısıyla Türkiye’de kullanılmadan dururken, Erdoğan ikinci Trump döneminde Washington ile bağlarını daha da geliştirdi ve onun “yeni Ortadoğu” politikasına büyük ölçüde uyum sağladı. Hükümetin darbeden sonra ABD ile uzlaşma hızı, onun siyasi omurgasızlığından çok Türk burjuvazisinin nesnel çıkarlarını yansıtmaktadır. Egemen sınıf tarihsel olarak emperyalizmden değil, işçi sınıfından gelen toplumsal devrim tehlikesinden korkmaktadır.

Şimdi Türkiye’deki emekçiler de Ankara’nın Washington’a ve NATO’ya bu kadar sıkıca bağlı olması nedeniyle İran’a karşı emperyalist savaşın içine çekilme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyorlar. Hükümet ya da bir bütün olarak kapitalist siyaset kurumu, doğası gereği bu açmaza ilerici bir yanıt vermekten acizdir. Bu, emperyalist savaşa karşı tutarlı bir devrimci mücadeleyi gerektirmektedir ve bunu yapabilecek tek toplumsal güç işçi sınıfıdır.

Loading