ABD’nin Raúl Castro iddianamesi ve Küba’ya karşı CIA terörünün tarihi

1961'de Küba'nın Domuzlar Körfezi'nde esir alınan 2506. Tugay üyeleri

20 Mayıs’ta —ABD’nin adadaki askeri işgalini sona erdirmesinin ve 1902’de Küba Cumhuriyeti’nin resmiyette ilan edilmesinin 124. yıldönümünde— Trump yönetimi, adaya karşı bugüne kadarki en açık tehdidini savurdu.

ABD Adalet Bakanlığı, 1996 yılında Miami merkezli sürgün grubu Brothers to the Rescue’nun işlettiği iki uçağın düşürülmesiyle bağlantılı olarak 94 yaşındaki Raúl Castro aleyhine cinayet ve komplo suçlamalarıyla hazırlanan bir iddianame açıkladı.

Yaklaşık on yıl önce kamu görevinden emekli olan Castro, daha önce Küba’nın devlet başkanı ve iktidar partisinin lideri olarak görev yapmıştı. Raúl, 1959’da iktidara gelen kardeşi Fidel’in liderliğindeki gerilla ordusunun komutanlarından biriydi.

İddianamenin açıklanmasından birkaç saat önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Küba halkına doğrudan hitap eden İspanyolca bir video yayınlayarak rejim değişikliği çağrısında bulundu ve Washington’un Latin Amerika genelinde izlediği yeniden sömürgeleştirme politikasını savundu.

Çarşamba günü Miami’de iddianamenin açıklanması, hukuki bir işlemden çok, Washington’un karşıdevrimci ajanlarının Donald Trump’ı desteklemek ve Küba’ya karşı doğrudan bir ABD askeri müdahalesi olasılığını alkışlamak için toplandığı bir seçim mitingini andırıyordu.

Bu sağcı kutlamaların ortasında, bir soru dikkat çekici bir şekilde görmezden gelindi: Küba’ya karşı 65 yıldır süren dizginsiz ABD şiddeti, cinayetleri ve teröründen kim sorumlu tutulacak?

Raúl Castro aleyhindeki iddianame, 10 milyondan az nüfusa sahip yoksul bir ulusa karşı planlanan askeri saldırıyı meşrulaştırmak amacıyla gerçekleştirilen iğrenç bir siyasi propaganda eylemidir.

İddianamede atıfta bulunulan otuz yıl önceki olay, 24 Şubat 1996 tarihinde Florida Boğazı üzerinde iki “Brothers to the Rescue” uçağının düşürülmesidir; bu olay, Bill Clinton döneminden bu yana her ABD yönetimi tarafından sistematik olarak çarpıtılmıştır. Clinton yönetimi, Cumhuriyetçi Parti ve şirket medyası, sivil uçaklara karşı askeri güç kullanımını yasaklayan uluslararası yasaları gerekçe göstererek, olayı “soğukkanlı bir cinayet” olarak kınamıştır. CIA, kaçan uçak pilotu José Basulto ve diğerlerinin ABD istihbaratına bağlı, ücretli ajanlar olmadığında ısrar etmektedir.

Bunların hiçbiri doğru değildir. ABD’deki Küba Büyükelçiliği, iddianameye yanıt olarak, Küba’nın 1994 ile 1996 yılları arasında “Brothers to the Rescue” örgütünün gerçekleştirdiği 25’ten fazla hava sahası ihlalini resmi olarak kınadığını hatırlattı. Washington bu şikayetleri sistematik olarak görmezden gelmişti.

Bir insani yardım örgütü olmaktan uzak olan Brothers to the Rescue, uçaklarını Küba toprakları üzerinde defalarca düşmanca uçuşlar yapmak için kullandı; zaman zaman Havana semalarında alçaktan uçarak Kübalıları hükümete karşı ayaklanmaya çağıran broşürler attı. CIA tarafından organize edilen Domuzlar Körfezi çıkarmasına katılmış pilot Basulto, Panama’daki ABD Ordusu Amerika Kıtası Okulu’nda terör teknikleri konusunda eğitim aldığını övünerek anlatmıştı. Bir tekneden Havana’daki bir otelin bombalanmasına katılmış ve daha sonra Nikaragua’daki terörist Kontra hareketine CIA tarafından destek verilmesinde yer almıştı.

Onun grubunun faaliyetleri, Küba’ya yönelik bir ABD askeri saldırısını tetiklemek amacıyla tasarlanmış, hesaplı bir provokasyondu. Uçağın düşürülmesi ise ABD destekli aralıksız bir saldırı harekâtına karşı bir meşru müdafaa eylemiydi.

Clinton yönetimi askeri bir misillemede bulunmadı ancak Helms-Burton Yasası’na muhalefetini geri çekti. Yasa, Küba’da iş yapan yabancı şirketlere ağır yaptırımlar getiriyor ve ABD ambargosunun kaldırılmasını yasaklıyordu.

İddianame: Savaşa bahane

Şimdi, 30 yıl sonra, Trump yönetimi sınırsız bir sinizmle Castro’yu suçlamak için bu uydurma olaya geri dönüyor. İddianame, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’ya karşı kullanılan şablonu aynen takip ediyor. Maduro, 3 Ocak’ta Karakas’a düzenlenen ABD askeri saldırısı sırasında kaçırılmadan önce sahte uyuşturucu terörizmi suçlamalarıyla itham edilmişti.

İddianame, Küba yetkililerine karşı geniş kapsamlı davalar açmak üzere mart ayında Florida Güney Bölgesi Başsavcısı Jason Reding Quiñones tarafından kurulan bir çalışma grubu tarafından hazırlandı. Kübalı bir sığınmacının oğlu olan Reding, ABD Ordusu ve Hava Kuvvetlerinde uzun bir kariyerin ardından Trump’ın ikinci döneminde atanan ilk savcıydı.

Reding geçen ay yedek albay rütbesine terfi etmekle kalmadı; şu anda İran’a karşı savaş da dahil olmak üzere Ortadoğu’da ABD ve İsrail tarafından işlenen savaş suçları konusunda ABD Merkez Komutanlığı’nın “kıdemli yedek hukuk danışmanı” olarak görev yapıyor.

Bu iddianame, Trump yönetiminin aylardır sürdürdüğü daha geniş kapsamlı savaş gerekçesi oluşturma çabalarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Axios’un yakın zamanda yayımladığı bir haberde, ismi açıklanmayan Beyaz Saray yetkililerinin gizli istihbarat bilgilerine dayanarak, Küba’nın Rusya ve İran’dan 300’den fazla insansız hava aracı satın aldığı ve Guantánamo Körfezi’ndeki ABD askeri üssüne, ABD donanma gemilerine ve Florida’nın Key West kentine saldırı “planlarını değerlendirdiği” iddia edildi.

Küba Büyükelçiliği raporun içsel çelişkisini şöyle ortaya koydu: “Axios bir ‘insansız hava aracı tehdidi’ uyduruyor ancak birkaç paragraf sonra şunu itiraf ediyor: ‘ABD’li yetkililer, Küba’nın aktif olarak bir saldırı planladığına inanmıyor.’” Küba hükümeti, ocak ayında uygulanan ve Küba’ya petrol satan her ülkeye cezai gümrük vergileri uygulayacağı tehdidinde bulunan ABD enerji ambargosuna atıfta bulunarak, “Saldırı altındaki ülke Küba’dır,” diye belirtti. Bu ambargo, adanın elektrik şebekesini çöküşe sürükledi.

ABD’nin Küba’ya karşı terör ve saldırı sicili

20 Mayıs, ABD emperyalizminin Küba’ya karşı yürüttüğü ve modern tarihin en uzun soluklu ve acımasız terör harekâtlarından biri olan saldırganlığın sorumlularını itham etmek için uygun bir tarih olacaktır.

Bu tarih, İspanyol-Amerikan Savaşı’nın sona ermesinin ardından 1902’de Küba Cumhuriyeti’nin ilan edildiği ve ABD’nin Küba, Porto Riko, Guam ve Filipinler’deki İspanyol kolonilerini ele geçirdiği gündür.

Daha sonra, 1917 ile 1923 yılları arasında ABD Deniz Piyadeleri adayı işgal ederek grevleri bastırmış ve ABD şirketlerinin çıkarlarını korumuştur.

ABD askeri işgalinin resmi olarak sona ermesi, Washington’a uygun gördüğü her an Küba’nın iç işlerine askeri olarak müdahale etme konusunda sınırsız bir “hak” tanıyan anayasadaki Platt Değişikliği’nin kabulüyle eş zamanlı olarak gerçekleşti. Fidel Castro hükümeti, 1902’deki “bağımsızlık”ın, cumhuriyet kılığına bürünmüş bir sömürge düzenlemesi olduğunu kabul ederek 20 Mayıs’ı resmi takvimden çıkarmıştı.

ABD’nin Küba’ya karşı 65 yıldır aralıksız sürdürdüğü terör, tıpkı şu anda tırmanan rejim değişikliği çabaları gibi, 1959 öncesinde Platt Değişikliği ve Fulgencio Batista diktatörlüğü döneminde hüküm süren türden bir ilişkinin yeniden kurulmasının önündeki her türlü engeli ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Hedef; ABD bankaları ve şirketlerinin Küba’nın topraklarını, altyapısını, demiryollarını ve şeker endüstrisini kontrol etmesini sağlamak ve mafyanın ABD’li politikacıların ve iş adamlarının uğrak yeri olan genelevleri ve kumarhaneleri serbestçe işletmesine olanak tanıyan sömürge tarzı ilişkileri yeniden tesis etmektir. Batista, bu düzeni korumak için 20.000 kişiyi öldürmüştü.

Fidel Castro, 1959’da ABD destekli Fulgencio Batista diktatörlüğünü devirdiğinde, Washington’un tepkisi gecikmedi. Gizliliği kaldırılan CIA belgeleri, ABD’nin Küba’ya yönelik gizli operasyonlarının, Castro’nun Sovyetler Birliği ile ittifak kurmasından önce başladığını doğruluyor; bu da söz konusu saldırıların Soğuk Savaş ideolojisinden çok, ABD şirketlerinin adadaki yağmalama faaliyetlerini korumakla ilgili olduğunu gösteriyor.

ABD’nin sonraki dönemlerdeki terör eylemleri, modern tarihin en kapsamlı şekilde belgelenmiş olayları arasında yer almaktadır. Bu olaylar, Washington’un silah satmayı reddetmesi üzerine Küba’nın Avrupa’dan satın almak zorunda kaldığı silahları taşıyan Fransız gemisi La Coubre’ye Mart 1960’ta düzenlenen bombalı saldırıyla başlamıştır. Bombalar, ilk patlamaya müdahale eden kurtarma ekiplerinin ikinci patlamaya da maruz kalması için kasıtlı olarak arka arkaya patlayacak şekilde ayarlanmıştı. Saldırıda yüzden fazla kişi hayatını kaybetti; yüzlerce kişi de yaralandı.

En büyük müdahale, CIA tarafından düzenlenip finanse edilen ve yaklaşık 1.400 Kübalı sürgün paralı askerden oluşan bir gücün katıldığı, Nisan 1961’deki Domuzlar Körfezi çıkarmasıydı. Küba, bölgedeki en büyük ABD askeri fiyaskosunda bu harekâtı bozguna uğrattı ama bu ancak 176 kişinin hayatını kaybetmesi ve 300’den fazla kişinin yaralanmasıyla mümkün oldu. Bunun ardından, ABD Genelkurmay Başkanlığı Mart 1962’de Northwoods Operasyonu’nu hazırladı. Bu, ABD’nin Küba’ya askeri saldırı düzenlemesi için bahane oluşturmak amacıyla ABD şehirlerinde sahte bayrak operasyonu şeklinde terör saldırıları düzenlenmesini ve ABD uçaklarının kaçırılmasını içeren, daha sonra gizliliği kaldırılan bir plandı.

1975 tarihli Church Komisyonu, 1960 ile 1965 yılları arasında Fidel Castro’yu suikast yoluyla öldürmeye yönelik sekiz CIA girişimini doğruladı; bu girişimler kapsamında patlayıcı deniz kabukları, zehirli purolar, zehirli kalemler kullanıldığı ve mafya üyeleriyle işbirliği yapıldığı belgelendi. Küba karşı istihbaratı ise toplamda 638 ayrı suikast planını kayıt altına aldı.

Küba, 1971’deki Afrika domuz vebası salgını ile 101’i çocuk olmak üzere 158 kişinin ölümüne yol açan 1981’deki dang humması salgınını, ABD bağlantılı kasıtlı bir eylem olarak nitelendiriyor.

Küba hükümeti kayıtlarından ve ilk elden tanıklıklardan derlenen belgelenmiş istatistiklere göre, 1959’dan bu yana Küba’ya karşı ABD tarafından yönlendirilen veya ABD ile bağlantılı terör eylemlerinde ölenlerin sayısı 3.000’den fazla, yaralananların sayısı ise 2.100’e yakındır. Keith Bolender’ın da aralarında bulunduğu araştırmacılar tarafından derlenen söz konusu ilk elden tanıklıklar, gizliliği kaldırılmış kayıtlardaki tek tek olaylarla kapsamlı bir şekilde karşılaştırılmıştır.

Bu suçların faillerinden hiçbiri ABD hükümeti tarafından cezai olarak sorumlu tutulmamıştır. Onları eğiten, organize eden, finanse eden ve kovuşturmadan koruyan ağlar, bir bütün olarak CIA ve ABD devleti tarafından kurulmuş ve savunulmuştur.

Luis Posada Carriles’in kariyeri bu konuda en açık örnektir. Küba’da doğan ve Georgia eyaletindeki Fort Benning’de CIA tarafından eğitilen Posada, Domuzlar Körfezi çıkarmasının düzenlenmesine yardım etmiş ve daha sonra Batı Yarımküre tarihinin en etkin teröristlerinden biri haline gelmiştir; onlarca yıl boyunca ABD istihbaratının bilgisi, koruması ve zaman zaman aktif yönlendirmesi altında faaliyet göstermiştir. 11 Eylül 2001’den önce Amerika kıtasında meydana gelen en ölümcül havacılık terör eylemi olan 1976 tarihli Cubana de Aviación (Küba Havayolları) 455 sefer sayılı uçağın bombalanmasının başlıca organizatörlerinden biriydi; bu olayda, Küba milli genç eskrim takımının tamamı da dahil olmak üzere uçaktaki 73 yolcunun tamamı hayatını kaybetmişti.

1976’daki bombalı saldırının planlandığı ve Posada’nın vatandaşlığa kabul edildiği Venezuela, onu bu saldırıyla bağlantılı olarak tutukladı ve yıllarca gözaltında tuttu; Posada, 1985’te yargılanmayı beklerken hapishaneden kaçtı.

Posada, 1997’de İtalyan turist Fabio Di Celmo’nun ölümüne yol açan Havana’da otel bombalama operasyonunu organize etti ve Kasım 2000’de Fidel Castro’ya karşı bir komplo hazırlarken Panama City’de yaklaşık 90 kilo patlayıcıyla yakalandı. 2004’te, ABD’nin yoğun baskısı altında, görev süresi dolan Panama Devlet Başkanı Mireya Moscoso tarafından affedildi.

Sürekli uluslararası baskı altında kalan Bush yönetimi, Posada’yı tutukladı ancak Venezuela ve Küba’nın iade taleplerini reddetti. Venezuela’nın çıkarlarını temsil eden Washingtonlu Avukat José Pertierra, keskin bir ironi ile şunları belirtmişti: “Küba’da işkence yapıldığına dair gördüğüm tek kanıt, Guantánamo Körfezi’ndeki ABD askeri üssünden geliyor.”

ABD hükümetinin Posada aleyhine nihayetinde yönelttiği tek suçlama yalancı şahitlikti; vatandaşlık duruşması sırasında Havana’daki otel bombalamalarındaki rolü hakkında göçmenlik yetkililerine yalan söylemişti. 2011’de El Paso’daki bir federal jüri onu bu suçlamadan bile akladı. Posada Carriles 2018’de 90 yaşında, Florida’daki bir gaziler bakım evinde huzur içinde öldü.

Şimdi, bu sicili hiçe sayan aynı hükümet, Posada’nın en yakın işbirlikçilerinden birinin başını çektiği bir şebeke tarafından işletilen uçakların durdurulmasını emrettiği gerekçesiyle Raúl Castro aleyhine bir ceza davası açıldığını duyuruyor.

Küba’ya karşı sergilenen tutum bir sapma değildir. Bu, ABD emperyalizminin küresel hegemonyasına karşı her türlü meydan okumayı yok etmeyi amaçlayan daha geniş çaplı yöneliminin yoğun bir ifadesidir. Bununla, Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’nin mahvedilmesine, Gazze’deki soykırıma, İran’ın kuşatılmasına ve Venezuela’da Maduro’nun ele geçirilmesine yol açan yönelim aynıdır.

14 Mayıs’ta Küba hükümeti, CIA Direktörü John Ratcliffe’i Havana’da ağırladı; Ratcliffe, eski cumhurbaşkanının torunu Raúl Guillermo “Raulito” Rodríguez Castro ve İçişleri Bakanlığı yetkilileriyle yaptığı görüşmede “kökten değişiklikler” talep etti. Bu toplantı, milliyetçi stratejinin tarihsel bir çıkmaza girdiğini gösteriyor: CIA’in 60 yıllık teröründen sağ kurtulan Castrocu liderlik, şimdi CIA direktörünün karşısında oturmuş, kendi teslimiyetinin şartlarını müzakere ediyor. Küba’da ve dünya genelinde işçi sınıfı, bu durumdan siyasi sonuçlar çıkarmalıdır.

Bu arada, Meksika, Brezilya ve Kolombiya’daki “sol” milliyetçi hükümetler, rejim değişikliği operasyonuna ve Küba’yı açlığa sürükleyen yakıt ambargosuna tam anlamıyla suç ortağı olmuşlardır.

İleriye giden yol, ABD, Küba ve uluslararası işçi sınıfının bağımsız siyasi seferberliğinden geçmektedir: Liman işçileri, ulaştırma işçileri, petrol işçileri ve diğer işçiler, emperyalist savaş ve terörü siyasi yaşamın belirleyici özellikleri haline getiren kapitalist sisteme karşı mücadelelerinin bir parçası olarak, ambargoyu reddetmeli ve Küba’ya yönelik bir askeri saldırıya karşı çıkmalılar.

Loading