Barışa karşı işlenen suçlar: Nürnberg Davası emsali ve ABD-İsrail’in İran’a karşı yasa dışı savaşı

Dünya Sosyalist Web Sitesi Uluslararası Yayın Kurulu Başkanı David North, 27 Mart’ta, Almanya’nın Nürnberg kentindeki Friedrich-Alexander Üniversitesi’nde (FAU) siyasi ve tarihsel açıdan olağanüstü önem taşıyan bir konferans verdi [Aşağıdaki videodan Türkçe otomatik altyazılı izleyebilirsiniz].

Toplumsal Eşitlik için Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler (IYSSE) tarafından düzenlenen etkinlik, IYSSE’nin FAU’da halka açık ilk toplantısıydı ve coşkulu bir ilgiyle karşılandı. Üniversitenin bahar tatiline denk gelmesine rağmen konferansa 80’den fazla öğrenci, genç ve işçi katıldı; bu durum, savaşa ilişkin kaygıların ne denli derin olduğunun ve savaş karşıtı sosyalist bir perspektifin dinleyici kitlesinin giderek genişlediğinin somut bir kanıtıydı.

Nürnberg konferansı, Almanya genelinde son derece başarılı bir dizi toplantının da sonuncusuydu. Öncesinde Leipzig ve Berlin’de yoğun ilgi gören etkinlikler düzenlenmişti.

North, konuşmasına kentin 1945-46 Nürnberg Davası ile olan silinmez bağını ele alarak başladı. Bu davalarda Nazi rejiminin hayatta kalan liderleri, uluslararası alanda en ağır suç olarak nitelendirilen —saldırı savaşlarının planlanması, hazırlanması ve yürütülmesi— eylemlerden yargılanmışlardı. North, bu hukuki ve tarihsel temeli, bugün İran’a açılan savaşa inkâr edilemez bir isabetle uyguladı.

North, Nürnberg Mahkemesi’nin en yüksek suç olarak belirlediği şeyin Holokost değil, barışa karşı suçlar —yani saldırı savaşları— olduğunun altını çizdi. Mahkemenin kararından alıntı yaparak şunu açıkladı: “Saldırı savaşı, ‘tüm birikmiş kötülüğü içinde barındırması bakımından diğer savaş suçlarından yalnızca bu yönüyle ayrılan, uluslararası alanda işlenebilecek en yüksek suçtur.’” Bu ifadenin çıkarımlarını da şöyle ortaya koydu: “Bir saldırı savaşının seyri içinde işlenen her vahşet, öldürülen her sivil, yıkılan her bina, yapılan her işkence ve toplu ceza eylemi; savaşı başlatma yönündeki o ilk suç kararından kaynaklanmakta ve o kararın içinde saklı bulunmaktadır.”

Ardından North, bu standardı bugünkü çatışmaya uyguladı: “Nürnberg’de belirlenen standartlar esas alınırsa, İran’a yönelik savaşın tartışmasız biçimde barışa karşı bir suç oluşturduğu ve bu savaşı yürütenlerin hepsinin suçlu olduğu görülür. Bu bir abartı değildir. Hukuki bir olgudur. Trump bir suçludur. Hegseth bir suçludur. Rubio bir suçludur.”

North, suçlamaları titiz bir ayrıntıyla sıraladı: Kongre’nin savaş ilanının bulunmaması, Birleşmiş Milletler Şartı’nın çiğnenmesi, silahsız olduğu bilinen bir İran gemisinin bilerek batırılması, diplomatik müzakerelerin kasıtlı olarak sabote edilmesi ve verimli görüşmeler söyleminin aldatmaca niteliği. Bu, 2003’ten bu yana Ortadoğu’ya yapılan en büyük ABD kara kuvvetleri konuşlanmasını örtbas etmeye yaramıştır.

North, özellikle Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kullandığı dile dikkat çekti. Hegseth, hava kuvvetlerini “aptalca muharebe kurallarından bağımsız” ve “sözde uluslararası kurumların söylediklerinden yılmaksızın” serbest bıraktığını övünerek ilan etmiş; Amerikalı askerlere şunları söylemişti: “Artık savunmacı değiliz. Düşmanı öldürmek ve iradesini kırmak için eğitilmiş savaşçılarız.”

North, Alman dinleyicilerine hitap ederek bu söylemin Hitler’in Vernichtungskrieg’ini, yani Sovyetler Birliği’ne karşı imha savaşını çağrıştırdığını belirtti. Hegseth’in “düşmanlarımıza af yok, merhamet yok” açıklamasının, 1899 Lahey Sözleşmesi’nden bu yana uluslararası hukukta kodlanmış bir ilkeyi çiğnediğini kaydetti. Hegseth’in yargılanması halinde bu ifadelerin tamamının delil olarak mahkemeye sunulacağını da sözlerine ekledi.

Konferansın önemli bir bölümü, Avrupalı emperyalist güçlerin bu savaştaki suç ortaklığına ayrıldı. North, Avrupa Birliği’nin savaşa verdiği yanıtın ABD-İsrail’in sürpriz saldırısını kınamak yerine İran’ın misilleme saldırılarını “affedilemez” olarak nitelendirmek olduğuna dikkat çekti; bu tutum, gerçeğin ters yüz edilmesinden başka bir şey değildi. Dört yıl boyunca uluslararası hukuku ve egemenliğin kutsallığını öne sürerek Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını kınayan bu hükümetler, ABD’nin 91 milyonluk bir ulusa karşı tartışmasız biçimde kışkırtılmamış olan savaşına karşı tek bir söz dahi etmemişti.

“Kurallara dayalı uluslararası düzen”in, emperyalist güçlerin istedikleri herkese savaş açma hakkının bir başka adından ibaret olduğunun bir kez daha açığa çıktığını vurgulayan North, siyasetçilerin yeniden “savaşçı kültür” inşasından ve Rusya ile yüzleşmeye hazırlıktan söz ettiği Almanya’da militarist ideolojinin yeniden ortaya çıkmasına özellikle dikkat çekti.

North ayrıca medyanın savaş propagandasının bir aracı olarak oynadığı rolün altını çizdi. Nazi Basın Dairesi Başkanı Hans Fritzsche’nin Nürnberg’de yargılanmasına atıfta bulunarak, medyanın saldırı savaşının körüklenmesindeki rolünün davalarda ikincil bir mesele olarak ele alınmadığını; aksine suç girişiminin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirildiğini hatırlattı. North, bu standart esas alındığında, ister New York Times ister Wall Street Journal ister Alman muadilleri için kalem oynatsınlar, bugünkü savaşın propagandacılarının da seksen yıl önce belirlenen ilkeler çerçevesinde sorumlu tutulması gerektiğini ifade etti.

North, Trump’ın caniliğinin bir sapma olmadığını; can çekişmekte olan bir toplumsal düzenin ifadesi olduğunu söyledi: “Krizi Trump’tan hareketle açıklayamayız. Trump’ı krizden hareketle açıklamamız gerekiyor.”

Sonuç bölümünde North, emperyalist savaşın karşısına uluslararası işçi sınıfını çıkardı; savaşa karşı mücadelenin devrimci sosyalist bir önderlik inşa edilerek uluslararası ölçekte yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

Konferansın ardından canlı ve geniş kapsamlı bir tartışma yaşandı; bu tartışma, dinleyicilerin ortaya konan siyasi sorulara ne denli ciddi yaklaştığını gözler önüne serdi.

Bu mutlaka izlenmesi gereken bir konferanstır. Tüm okurlarımızı konferansı baştan sona izlemeye, her platformda mümkün olduğunca yaygın bir şekilde paylaşmaya ve David North ile WSWS’yi X/Twitter, YouTube, Facebook, TikTok ve Instagram’da takip etmeye davet ediyoruz. Burjuva medyanın —tıpkı Nürnberg’de yargılanan Nazi basın yetkilileri gibi— bir saldırı savaşının propaganda aygıtı işlevi gördüğü günümüz koşullarda, WSWS tarihsel gerçeğin ve sosyalist ilkelerin sesi olmayı sürdürüyor. Abone olun, paylaşın ve bu kritik siyasi perspektifin kitlesini büyütmeye katkı sağlayın.

Loading